Alışan İnsan, Azalan Toplum
Duygusal duyarsızlaşmanın sessiz yükselişi
Bir toplum, en çok neye alışırsa oradan eksilir.
Bugün bizim eksildiğimiz yer, acıya verdiğimiz tepki.
Eskiden bir haber sarsardı. İçimiz daralır, cümlelerimiz değişirdi. Şimdi haberler akıyor; biz sabit kalıyoruz. Aynı gün içinde birkaç felaket öğrenip akşam ne yiyeceğimizi düşünebiliyoruz. Bu bir beceri değil. Bu, yavaş yavaş kaybettiğimiz bir şeyin adı.
Psikoloji buna “duygusal duyarsızlaşma” der. Sürekli maruz kalınan acı, zihin tarafından törpülenir. İlkinde irkildiğimiz şeye, üçüncüsünde bakar, beşincisinde geçeriz. Bir süre sonra tepki vermemek, normalleşir. İşte asıl kırılma noktası burasıdır:
Kötülüğün artması değil, kötülüğe verilen tepkinin azalması.
Alışma dediğimiz süreç daha da tehlikelidir. Tekrarlanan her şey, sıradanlaşır. Şiddet, adaletsizlik, kayıp… Hepsi gündelik hayatın arka planına çekilir. İnsan, baş etmek için hissini kısmayı öğrenir. Ama bu kısma işlemi, sadece acıyı değil; merhameti de, öfkeyi de, vicdanı da birlikte götürür.
Bugün karşı karşıya olduğumuz şey, bir krizler toplamı değil; bir hissetmeme hali.
Artık insanlar kötülüğe razı değil belki, ama kötülüğe tepkisiz.
Bu, sandığımızdan daha yıkıcıdır. Çünkü değişim, rahatsızlıktan doğar. Rahatsız olmayan bir toplum, dönüşemez. Tepki vermeyen bir zihin, sınır koyamaz. Sınır koyamayan bir insan ise zamanla kendi varlığını da silikleştirir.
Gündem değişmiyor gibi geliyor. Aslında değişen, bizim içimizde olan biten.
Dün bizi ayağa kaldıran şeyler, bugün sadece ekran kaydırma mesafesinde.
Şunu açıkça söylemek gerekiyor:
Biz kötü bir dünyada yaşamıyoruz sadece; kötüye alışmış bir dünyada yaşıyoruz.
Ve alışan insan, her seferinde biraz daha azalır.
Şimdi bir bakın bakalım; bugünlerde biz neye alıştık ve sıradan buluyoruz artık olan biteni. Filistin’de katledilen kardeşlerimiz, okullardaki şiddet, adaletsizlikler. Daha neler neler.
Belki de bugün sorulması gereken soru şu:
Bizi hâlâ ne sarsıyor?
Eğer cevabı bulmakta zorlanıyorsak, mesele dünyanın sertliği değil; bizim yumuşaklığımızı kaybetmiş olmamızdır.
