DÜNYANIN AHVALİ…
Bugünkü yazımızın konusu yine Bekri Mustafa.
Daha önce de ifade ettiğimiz gibi Bekri Mustafa, IV. Murat döneminde İstanbul’da yaşamış; zekâsı, hazırcevaplığı ve nüktedan kişiliğiyle ün salmış, hakkında yüzyıllardır fıkralar anlatılan renkli simalardan biridir. Onun fıkraları, yalnızca güldürmek için değil, düşündürmek için de anlatılır. İşte onlardan biri…
Bekri Mustafa, Ayasofya Camii’nin arkasındaki mahallede oturmaktadır. Bir gün sabaha karşı içkisini içmiş, öğleye doğru uyanıp evinden çıkmıştır. İşine giderken Ayasofya Camii’nin önünden geçtiği sırada, başındaki kavuğu gören ve cenaze namazını kıldıracak imamı bulamayan cenaze sahipleri onu imam zanneder.
Bekri Mustafa, imam olmadığını ne kadar söylese de cenaze sahipleri, başındaki kavuğa bakarak ona inanmazlar. İmamı bulamadıklarını, cenaze namazını mutlaka kıldırması gerektiğini söyleyerek ısrar ederler. Bekri Mustafa’nın bütün itirazlarına rağmen kolundan tutup onu musallada duran meftanın başına getirirler.
Bekri Mustafa çaresiz cenaze namazını kıldırır.
Namaz bittikten sonra tabutun örtüsünü hafifçe aralar, eğilir ve ölünün kulağına bir şeyler fısıldar.
Bu durum, cenaze yakınlarından birinin dikkatini çeker.
Cenaze omuzlarda mezarlığa doğru götürülürken, merakına yenik düşen bir yakını Bekri Mustafa’nın yanına gelir ve sorar:
“Bekri, cenaze namazından sonra gidip ölünün kulağına ne söyledin?”
Bekri Mustafa gülümseyerek şu cevabı verir:
“Sen şimdi aramızdan ayrılıp ahirete gidiyorsun. Eğer orada sana bu dünyanın ahvalini sorarlarsa, ‘Bekri Mustafa imam oldu.’ dersin. Onlar gerisini anlar…”
Aradan asırlar geçti.
Ama insan ister istemez düşünüyor…
Acaba bugün ahirete giden birine “Dünyanın ahvali nasıl?” diye sorsalar, o da aynı cevabı mı verirdi?
Kalın sağlıcakla…
