GÜLPEMBE’DEN HAV HAV’A…
Barış Manço’nun meşhur şarkısı “Gülpembe”…
Aradan yıllar geçmesine rağmen hâlâ hafızalarımızda yer eden, dinlediğimizde bizi başka yerlere götüren unutulmaz eserlerden biri.
Peki, bu şarkının hikâyesi nedir?
Barış Manço, “Gülpembe”yi 1957 yılının Ramazan Bayramı’nda hayatını kaybeden babaannesi Nimet Manço için yazdı. Çocukluk yıllarında babaannesine duyduğu sevgiyi, onun ölümünden sonra yaşadığı özlemi ve çocukluk hatıralarını yıllar sonra bir şarkıya dönüştürdü.
Barış Manço da katıldığı televizyon programlarında kendisine “Gülpembe kim?” diye sorulduğunda babaannesini işaret etmiştir.
Şarkıyı dinlediğimizde zaten bu özlemi hissedersiniz:
“Sen gülünce güller açar, Gülpembe…”
Bülbüllerin söylediği, baharın onun gelişiyle geldiği, derelerin coşkuyla aktığı bir dünya anlatılır. Ardından Gülpembe’nin gidişiyle bütün bu güzelliklerin yerini sessizlik ve özlem alır. “Bizim iller” artık onsuzdur; geriye onu çağıran bir türkü, onu arayan gözler ve dinmeyen bir hasret kalır.
İşte belki de Gülpembe’yi yıllar sonra bile hatırlatan şey budur.
Bir hikâye var. Bir hatıra var. Bir özlem var.
Gülpembe’nin sözleri Barış Manço’ya, bestesi Kurtalan Ekspres’in bas gitaristi Ahmet Güvenç’e aittir. 1981 yılında yayımlanan “Sözüm Meclisten Dışarı” albümünde yer alan eser, aradan geçen onca yıla rağmen bugün hâlâ dinleniyor.
Şimdi takvimleri biraz ileri saralım.
Tam 44 yıl…
24 Ocak 2025.
Bu kez Türkiye’de müzik dünyasının en fazla konuşulan şarkılarından birinin adı:
“Hav Hav Hav…”
Lvbel C5 tarafından yayımlanan şarkı kısa sürede özellikle sosyal medyada büyük ilgi gördü. Nakaratındaki “hav hav” ifadeleri günlerce konuşuldu, paylaşıldı, milyonlarca insana ulaştı.
Elbette iki şarkıyı müzikal türleri açısından karşılaştırmak doğru olmaz. Biri kendi döneminin Anadolu rock anlayışından geliyor, diğeri günümüz rap müziğinin ve dijital kültürünün bir ürünü.
Mesele zaten hangisinin hangi müzik türüne ait olduğu değil.
Mesele, 44 yılda popüler kültürün bizi nereden nereye getirdiği.
Bir tarafta kaybettiği babaannesine duyduğu özlemi yıllarca içinde taşıyan ve sonunda bunu nesiller boyunca dinlenecek bir esere dönüştüren Barış Manço…
Diğer tarafta tekrarların, lüksün, paranın, markaların, gösterişin ve sosyal medyanın ön plana çıktığı günümüz popüler müzik anlayışı…
Biri bir hikâye anlatıyor.
Diğeri daha çok anlık tüketimin dilini kullanıyor.
Elbette bundan 44 yıl önce yapılan her şarkı çok değerli, bugün yapılan her şarkı da niteliksiz değildi ve değildir.
Ama insan yine de sormadan edemiyor:
Ne değişti?
Sadece müzik mi?
Eskiden bir şarkının yıllarca yaşayabilmesi için sözüne, bestesine, hikâyesine ve duygusuna ihtiyaç duyulurken bugün bazen birkaç saniyelik bir bölümün sosyal medyada viral olması, bir eserin milyonlara ulaşmasına yetebiliyor.
Çünkü yalnızca müzik değişmedi.
Müziği dinleme biçimimiz de değişti.
Eskiden bir albümü alıyor, başından sonuna dinliyorduk. Bir şarkının sözlerini öğreniyor, hikâyesini merak ediyor, yıllarca aynı eseri dinlemeye devam ediyorduk.
Bugün ise her şey çok daha hızlı.
Şarkılar hızlı üretiliyor, hızlı tüketiliyor. Sosyal medyada birkaç saniyelik bölümleriyle hayatımıza giriyor; biri bitmeden diğeri geliyor.
Belki de bu nedenle mesele yalnızca Gülpembe ile Hav Hav Hav arasındaki fark değildir.
Bu iki şarkı, iki farklı dönemin kültürel anlayışını da önümüze koyuyor.
Bir tarafta:
“Sen gülünce güller açar, Gülpembe…”
Diğer tarafta:
“Hav hav hav…”
Aralarında yaklaşık 44 yıl var.
Teknoloji ilerledi.
İmkânlarımız arttı.
Müziğe ulaşmak hiç olmadığı kadar kolaylaştı.
Peki ya ortaya koyduğumuz kültürel değer?
O da aynı ölçüde ilerledi mi?
Yoksa teknoloji ilerlerken biz bazı şeyleri geride mi bıraktık?
Belki de tartışmamız gereken asıl mesele Lvbel C5 ya da Barış Manço değildir.
Mesele, neyi ünlü ettiğimiz, neyi tükettiğimiz ve sonunda çocuklarımıza nasıl bir kültürel miras bırakacağımızdır.
44 yıl sonra dönüp baktığımızda “Gülpembe”yi hâlâ hatırlıyoruz.
Asıl soru şu:
44 yıl sonra bugün dinlediğimiz şarkılardan hangilerini hatırlayacağız?
Kalın sağlıcakla…
