"Haberin İşçisi"
İstanbul
Açık
32°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
47,7590 %0.06
55,1696 %0.05
6.788,85 %1.26
3.026.696 %-0.51
yazar
Enerji İşçileri Sendikası Genel Başkanı
Tüm Yazıları

ÇÖZÜM SÜRECİ…

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
ÇÖZÜM SÜRECİ…

   Türkiye, yaklaşık yarım asırdır terörle mücadele ediyor. Bu mücadelede on binlerce insanımızı kaybettik, ağır bedeller ödedik. Terörü sona erdirmek için güvenlik politikalarının yanında farklı yollar da denendi. Bunların en çok tartışılanı ise kamuoyunda “Çözüm Süreci” olarak bilinen dönemdi.

   “Kürt Açılımı” veya “Millî Birlik ve Kardeşlik Projesi” adıyla 2009 yılında başlayan süreç, Millî İstihbarat Teşkilatı yetkilileri ile Abdullah Öcalan arasında İmralı’da yapılan görüşmelerin 2012 yılının sonlarında kamuoyuna yansımasının ardından yeni bir aşamaya geçti. 2013 Nevruz deklarasyonuyla birlikte süreç fiilen hayata geçirildi.

   Amaç çatışmayı sona erdirmek, silahları susturmak ve terör meselesini çözmekti.

   Ancak ilerleyen yıllarda sahada yaşananlar toplumda ciddi soru işaretleri oluşturdu. Devletin çatışmayı önlemek amacıyla operasyonları sınırlandırdığı dönemde terör örgütünün özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun bazı bölgelerinde etkinliğini artırdığı, patlayıcılar yerleştirdiği ve bölge halkı üzerinde baskı kurduğu yönündeki gelişmeler kamuoyuna yansıdı.

   Suriye’nin kuzeyindeki Kobani olayları sırasında YPG’ye Türkiye’den katılımların gerçekleşmesi ve ardından yaşanan 6-8 Ekim 2014 olayları, toplumdaki endişeleri daha da artırdı.

   2015 yılına gelindiğinde ise işin rengi tamamen değişti.

   Bazı il ve ilçelerde hendekler kazıldı, barikatlar kuruldu, yollar kesildi ve örgüt mensuplarınca kontrol noktaları oluşturuldu. 22 Temmuz 2015’te Ceylanpınar’da iki polisimizin evlerinde öldürülmesi de sürecin sona erişindeki kırılma noktalarından biri oldu.

   Ardından devlet yeniden sahaya indi.

   Hendeklerin kapatılması, barikatların kaldırılması ve kamu düzeninin sağlanması amacıyla geniş çaplı operasyonlar başladı. 2015-2016 yıllarında gerçekleştirilen ve kamuoyunda “Hendek Operasyonları” olarak bilinen bu dönem, yakın tarihimizin en ağır güvenlik süreçlerinden biri olarak hafızalara kazındı. Yüzlerce asker, polis ve korucumuz hayatını kaybetti.

   Güvenlik güçlerimizin büyük fedakârlıkları sonucunda Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da terör örgütünün hareket alanı önemli ölçüde daraltıldı ve kamu düzeni yeniden sağlandı.

   Aradan yıllar geçti.

   Şimdi Türkiye, bu kez “Terörsüz Türkiye” adı verilen yeni bir süreci konuşuyor.

   Üstelik artık ortada yalnızca siyasi bir tartışma veya niyet beyanı da yok. “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”, TBMM Genel Kurulu’nda 467 kabul, 87 ret ve 7 çekimser oyla kabul edilerek yasalaştı.

   Teklifin altında AK Parti, MHP, DEM Parti, CHP, HÜDA PAR ve bazı bağımsız milletvekilleri dâhil 367 milletvekilinin imzası bulunurken, İYİ Parti sürece karşı çıktı.

   Peki, yeni düzenleme ne getiriyor?

   Kanun; PKK/KCK’yı kurma veya yönetme, örgüt üyeliği, örgüte yardım, propaganda ve örgüt faaliyeti kapsamında işlenen bazı suçlarla ilgili hükümler içeriyor. Ancak düzenlemenin uygulanabilmesi için örgütün feshedildiğinin ve bütün silahların teslim edildiğinin güvenlik kurumlarınca teyit edilmesi gerekiyor.

   Düzenlemede bazı suçlar bakımından yargılama ve cezaların infazının 5 veya 10 yıl ertelenmesi, kanundan yararlananlara ise 2 ila 3 yıl siyaset yasağı getirilmesi öngörülüyor. Kasten öldürme başta olmak üzere bazı ağır suçlar kapsam dışında tutuluyor.

   İktidar kanadı bunun bir af olmadığını, mahkûmiyetlerin ve ceza sorumluluğunun ortadan kaldırılmadığını söylüyor.

   Ancak tam da burada toplumun sormaya hakkı olan bazı sorular ortaya çıkıyor.

   Terör örgütünün Türkiye içerisindeki hareket alanının büyük ölçüde ortadan kaldırıldığı ifade edilirken böyle bir düzenlemeye neden ihtiyaç duyuldu?

   Türk ve Kürt vatandaşlarımız arasında hukuki statü bakımından bir farklılık bulunmazken çözülmek istenen temel sorun nedir?

   Yıllardır terörle mücadelede evlatlarını kaybeden ailelerin ve toplum vicdanının hassasiyetleri bu süreçte nasıl korunacak?

   Yargılama veya infazın 5-10 yıl ertelenmesi toplum tarafından nasıl karşılanacak?

   Kanundan yararlananlara getirilen siyaset yasağının 2-3 yılla sınırlandırılması, bu kişilerin daha sonra aktif siyasete katılabilmelerinin önünü açacak mı?

   Ve belki de en önemlisi…

   Toplum bütün bunları yeterince biliyor mu?

   Çünkü önceki çözüm sürecinde yaşananlar hâlâ hafızalarda. 6-8 Ekim olayları unutulmadı. Hendekler unutulmadı. Barikatlar unutulmadı. O dönemde kaybettiğimiz güvenlik görevlilerimizin acısı da unutulmadı.

   Elbette terörün bitmesini, silahların susmasını ve hiçbir evladımızın bir daha terör nedeniyle hayatını kaybetmemesini hepimiz isteriz. Buna kim itiraz edebilir?

   Ancak mesele yalnızca silahların susması değil. Yaklaşık yarım asırdır bu ülkenin ödediği ağır bedellerin ardından kurulacak yeni düzenin hem hukuken hem de toplum vicdanında karşılık bulması gerekiyor.

   TBMM’de 467 milletvekilinin kabul oyu vermesi elbette önemli bir siyasi iradeyi gösteriyor. Ancak böylesine önemli ve toplumun tamamını ilgilendiren bir meselede yalnızca milletvekillerinin ne düşündüğü değil, milletin ne düşündüğü de önemlidir.

   Hele ki milletvekillerinin parti yönetimlerinin aldığı kararlar doğrultusunda hareket ettiği yönündeki tartışmalar ve bazı partiler içerisindeki farklı görüşler de dikkate alındığında, toplumun doğrudan iradesinin ortaya çıkması bu sürece çok daha güçlü bir meşruiyet kazandıracaktır.

   Bu nedenle yapılacak düzenlemelerin bütün sonuçları kamuoyuna açık ve anlaşılır biçimde anlatıldıktan sonra, böylesine önemli bir meselenin referandum yoluyla doğrudan milletin iradesine sunulmasının en doğru yol olacağı kanaatindeyim.

   Çünkü yarım asırlık terör meselesinde yeni bir sayfa açılacaksa, o sayfanın altında yalnızca siyasilerin değil, milletin de imzası olmalıdır.

   Kalın sağlıcakla…

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...