"Haberin İşçisi"
İstanbul
Açık
26°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
47,0383 %0.08
53,7284 %0.24
6.125,75 % 1,31
3.024.989 %3.691
yazar
Enerji İşçileri Sendikası Genel Başkanı
Tüm Yazıları

Yine Patates-Soğan Kriziyle Karşı Karşıyayız…

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Yine Patates-Soğan Kriziyle Karşı Karşıyayız…

   Patates ve soğanın kilogram fiyatı 50-60 TL’yi buldu. Bu filmi sanki birkaç yıl önce de izlemiştik…

   Bir zamanlar bu ülkede Devlet Planlama Teşkilatı diye bir kurum vardı. Eksikleri olsa da üretim, tarım ve kalkınma konusunda uzun vadeli planlamalar yapılırdı. Ne olduysa, bir gün bu kurumun kapısına kilit vuruldu. O günden sonra ise birçok alanda olduğu gibi tarımda da plansızlık ve programsızlık hâkim olmaya başladı.

   Henüz birkaç yıl önce halkın en temel gıda ürünleri arasında yer alan patates ve soğanın fiyatları bir anda ciddi şekilde yükselmişti. Peki, o günden bugüne ne değişti? “Hiçbir şey.” desek sanırım abartmış olmayız.

   Gıda arzı, bir toplumun ayakta kalabilmesi için en temel unsurdur. Gıda güvenliği ise bir ülkenin beka meselesidir. Bu nedenle gıda üretimi ve tedariki konusunda yalnızca günü kurtaran değil, 1, 5 ve 10 yıllık planlamaların yapılması artık bir tercih değil, zorunluluktur.

   Hayvancılıkta olduğu gibi ithalata yönelmek, sorunu sadece kısa vadede pansuman eder; ancak uzun vadede yarayı daha da derinleştirir. Bugün üretici büyük emek harcıyor ama ne yazık ki emeğinin karşılığını alamıyor. Kazanamayan üretici ise bir süre sonra üretmekten vazgeçiyor.

   Oysa ülkemiz, doğru planlama yapıldığı takdirde yalnızca kendi nüfusunu değil, belki de bunun 10 hatta 20 katını besleyebilecek tarımsal potansiyele sahiptir.

   Akaryakıt fiyatları ve diğer üretim girdileri sürekli artarken, çiftçinin ürettiği ürünlerin fiyatlarının baskılanmasının ekonomik açıdan da vicdani açıdan da izah edilebilir bir tarafı yoktur. İnsanlar emeklerinin karşılığını alamıyorsa, üretimden çekilmeleri kaçınılmazdır.

   Nitekim 2025 yılında buğday alım fiyatı 13,50 TL olarak açıklanırken, 2026 yılında bu rakam 16,50 TL olarak belirlenmiştir. Ancak aynı dönemde üretim maliyetlerindeki artış dikkate alındığında, bu artışın üreticiyi ne ölçüde koruduğu ciddi şekilde tartışılmalıdır.

   Artık üretmenin cezalandırıldığı anlayıştan vazgeçilmeli; üretenin desteklendiği, emeğinin karşılığını alabildiği ve üretimin teşvik edildiği bir sisteme geçilmelidir.

   Ülkemizin geleceği için popülist politikalardan uzak durulmalı; tarım, hayvancılık ve gıda güvenliği alanlarında bilimsel verilere dayalı kısa, orta ve uzun vadeli planlamalar vakit kaybetmeden hayata geçirilmelidir. Aksi hâlde, bugün yaşadığımız sorunları bile arar duruma gelebiliriz. Gelecek nesillerin gıda güvenliğini bugünden düşünmek zorundayız.

   Kalın sağlıcakla…

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...