"Haberin İşçisi"
İstanbul
Açık
32°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
47,7590 %0.06
55,1696 %0.05
6.788,85 %1.26
3.026.696 %-0.51
yazar
Enerji İşçileri Sendikası Genel Başkanı
Tüm Yazıları

ENFLASYONUN YAŞAMIMIZA ETKİSİ…

YAYINLAMA:
ENFLASYONUN YAŞAMIMIZA ETKİSİ…

   Ekonomi denildiğinde önümüze onlarca rakam çıkıyor. Döviz kuru, faiz, enflasyon, akaryakıt fiyatları…

   Ama bütün bu rakamların sonunda gelip dayandığı tek bir yer var: İnsanın hayatı.

   Türkiye’de 2000’li yılların başından itibaren uzun süre döviz kuru görece istikrarlı seyretti, Türk Lirası da değerini korudu. 2003 yılı Aralık ayında 1 Amerikan doları yaklaşık 1,39 TL iken, 2015 yılı Ocak ayında yaklaşık 2,39 TL seviyesindeydi. Bu dönemde döviz kurundaki görece istikrarlı seyir de enflasyonu sınırlayan unsurlardan biri oldu.

   Sonraki yıllarda ise tablo hızla değişti.

   Temmuz 2018’de 1 Amerikan doları yaklaşık 4,83 TL iken bugün 47 TL’nin üzerine çıktı. Benzer tabloyu akaryakıt fiyatlarında da görüyoruz. 2017 yılında yaklaşık 4,70 TL olan motorinin litre fiyatı bugün 72 TL civarında. Yani sekiz-dokuz yıllık süreçte akaryakıt fiyatlarında yaklaşık 15 katlık bir artış yaşandı.

   Elbette enflasyonun tek sebebi döviz kuru veya akaryakıt değildir. Ancak üretimde kullanılan hammaddeden enerjiye, nakliyeden ithal girdilere kadar pek çok kalemin bunlardan etkilenmesi, yaşanan artışların üretim maliyetlerine ve nihayetinde tüketici fiyatlarına yansımasına neden oluyor.

   Nitekim TÜİK’in Haziran 2026 verilerine göre yıllık enflasyon yüzde 32,11 seviyesinde. Ancak vatandaşın günlük hayatında hissettiği hayat pahalılığının karşılığı yalnızca bu rakamdan ibaret değil.

   Markete gidiyoruz, hissediyoruz.
   Faturayı ödüyoruz, hissediyoruz.
   Kirada, ulaşımda, eğitimde hissediyoruz.

   Kısacası enflasyonu artık istatistiklerden önce cebimizde hissediyoruz.

   Son yıllarda yaşanan ekonomik sıkıntılar yalnızca fiyatları artırmadı; üretimden istihdama kadar birçok alanı da etkiledi.

   Türkiye’nin önemli sektörlerinden tekstil ve hazır giyimde artan üretim, işçilik ve finansman maliyetleri nedeniyle bazı firmaların üretimlerinin bir bölümünü Mısır gibi maliyetlerin daha düşük olduğu ülkelere kaydırması da bunun örneklerinden biri. Üretim başka ülkelere kaydığında mesele yalnızca fabrikanın adresinin değişmesi değildir. Üretimle birlikte istihdamın da kaybedilmesi riski ortaya çıkar.

   Diğer taraftan uzun eğitim süreçlerine rağmen gençlerimizin önemli bir bölümünün iş hayatının ihtiyaç duyduğu mesleki becerilerle yeterince buluşamaması ayrı bir sorun. Yıllarca eğitim gören gençlerin mezun olduktan sonra asgari ücretli işlere yönelmek zorunda kalması, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal bir problem hâline geliyor.

   Bir de yüksek faiz meselesi var.

   Üretim yapmak zaten zor. Yatırım riskli, işletme maliyetleri yüksek, kredi pahalı. Böyle bir ortamda elinde sermayesi bulunan insanın önüne doğal olarak bir tercih çıkıyor:

   Parasını üretime yatırıp bütün bu risklerle mi uğraşacak, yoksa bankaya yatırıp faiz geliri mi elde edecek?

   İşte üzerinde düşünmemiz gereken noktalardan biri de burası.

   Para üretim yerine faize yöneldiğinde yeni yatırımın, yeni fabrikanın ve yeni istihdamın önü zorlaşıyor. Bir tarafta sermayesi üzerinden yüksek getiri elde edebilenler, diğer tarafta hayat pahalılığı karşısında geçinmeye çalışan geniş toplum kesimleri ortaya çıkıyor. Gelir dağılımındaki bozulma, geçim sıkıntısı ve gelecek kaygısı da zamanla toplumun psikolojisini etkiliyor.

   Bunun çarpıcı örneklerinden biri geçtiğimiz günlerde yaşandı. Bir vatandaş, Maliye’ye ait bir aracın lastiklerini bıçakladığı gerekçesiyle gözaltına alındı. Savunmasında yaptığından pişman olduğunu ancak vergi dairesinden sürekli e-tebligat yoluyla borç bildirimleri gelmesinin psikolojisini bozduğunu söyledi.

   Elbette yapılan eylemi haklı göstermek mümkün değil. Ancak insanı böyle bir noktaya getiren psikolojiyi de görmezden gelemeyiz.

   Belki de enflasyonun yaşamımıza etkisini uzun uzun anlatmak yerine bu örneğe bakmak yeterli. Ekonomik sıkıntı bir noktadan sonra yalnızca cüzdanı değil, insanın ruh hâlini de etkiliyor.

   Peki, bütün bu tablonun içerisinde faiz nerede duruyor?

   Kanaatimce bugün yaşadığımız ekonomik sıkıntıların önemli sebeplerinden biri, üretim yaparak ve istihdam oluşturarak para kazanmak yerine faiz ve rant üzerinden kazanç sağlamanın daha cazip hâle gelmesidir.

   Belki de yaşadığımız bu sıkıntıların temel sebeplerinden biri faizdir.

   Üstelik faiz meselesi bizim açımızdan yalnızca ekonomik bir tartışma değildir. İnancımızın bu konudaki hükmü de açıktır.

   Allah-u Teâlâ, Kur’an-ı Kerim’de Bakara Suresi’nin 275. ayetinde:

   “Faiz yiyenler, kıyamet günü kabirlerinden, başka türlü değil, ancak şeytan çarpmış kimselerin cinnet nöbetinden kalktığı gibi kalkacaklardır. Bunun sebebi, ‘Alışveriş de tıpkı faiz gibidir.’ demeleridir. Hâlbuki Allah, alışverişi helâl, faizi haram kılmıştır. Her kime Rabbinden bir öğüt gelir de faizcilikten vazgeçerse, önceden aldıkları kendisine aittir. Artık onun hakkındaki kararı Allah verecektir. Kim de yeniden faizciliğe dönerse, işte onlar cehennemin yoldaşlarıdır ve orada ebedî kalacaklardır.”

buyurmaktadır.

   Belki de bugün üzerinde düşünmemiz gereken temel mesele tam olarak budur:

   Paranın paradan kazandığı değil; üretimin, yatırımın ve emeğin kazandığı bir ekonomik düzeni yeniden nasıl kuracağız?

   Çünkü bir ülkenin gerçek zenginliği yalnızca bankalardaki para değildir. *Üreten fabrikası, çalışan insanı, alın teri ve ortaya koyduğu değerdir.*

   Kalın sağlıcakla…

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...