FETÖ’YLE MÜCADELE, DEVLETE BULAŞTIRDIĞI AHLAKSIZLIKLA MÜCADELEDİR
FETÖ’nün bu ülkeye verdiği zarar, yalnızca 15 Temmuz gecesi giriştiği kanlı darbe teşebbüsünden veya yıllar boyunca devlet kurumlarına sızmasından ibaret değildir. Bu yapı, devletin içerisine bir çalışma biçimi, bir ilişki düzeni ve her şeyden önemlisi ahlaksız bir zihniyet yerleştirmiştir. Liyakat yerine örgütsel sadakati, açıklık yerine gizliliği, dürüstlük yerine takiyyeyi, hukuk yerine kumpası, hakikat yerine menfaate göre şekillendirilen bilgiyi esas alan bu anlayış, devletin kurumsal yapısında derin yaralar açmıştır.
Bu yapının mensupları, kendilerinden olmayanları devletin ve milletin düşmanı gibi göstermiş; insanların özel hayatlarını takip etmiş, açıklarını aramış, haklarında dosyalar oluşturmuş, kişisel bilgileri gerektiğinde kullanılmak üzere biriktirmiştir. Dinlemeyi, fişlemeyi, şantajı, iftirayı ve itibar suikastını olağan bir mücadele yöntemi hâline getirmiştir. İnsanların inançlarını istismar etmiş, kutsal değerleri örgütsel menfaatlerinin örtüsü olarak kullanmış ve kendi amaçlarına ulaşabilmek için her türlü ahlaksızlığı meşru görmüştür.
FETÖ’nün devlete bıraktığı en tehlikeli miras da tam olarak budur:
Devlet içerisinde yükselmek, makam elde etmek, rakipleri saf dışı bırakmak ve kendi grubuna alan açmak için her yolun kullanılabileceği düşüncesi.
Bir makama liyakatle değil ilişkilerle ulaşmak, kendisinden olanı kusurlarına rağmen korumak, kendisinden olmayanı ise en küçük bahaneyle tasfiye etmek… Gerçekleri amaca göre eğip bükmek, insanların zaaflarını kayda almak, özel hayatlarını bir baskı aracına dönüştürmek ve bütün bunları sözde yüce amaçlarla meşrulaştırmak…
Bunlar bu zihniyetin temel özellikleriydi.
Ne yazık ki FETÖ tasfiye edilirken onun devlete soktuğu bu ahlaksızlıkların tamamı tasfiye edilemedi. Bazı kişi ve gruplar, FETÖ’nün yöntemlerinin ne kadar kolay, etkili ve sonuç alıcı olduğunu gördü; örgütün yöntemlerini reddetmek yerine bunları kendi çıkarları için kullanmayı tercih etti.
İşte asıl tehlike de burada başlıyor.
FETÖ’nün boşalttığı alanlarda aynı gizlilik anlayışıyla hareket eden, kendi mensuplarını kayıran, rakiplerini itibarsızlaştıran ve devlet gücünü grupsal menfaatleri için kullanmaya çalışan yeni odaklar ortaya çıkarsa ne değişmiş olur?
Böyle bir durumda mücadele, bir ahlak ve hukuk mücadelesi olmaktan çıkar, grupların birbirini tasfiye ettiği bir güç mücadelesine dönüşür.
Dün FETÖ’nün kullandığı fişleme, iftira, dedikodu, algı oluşturma, özel hayatı araştırma, bilgi saklama, gerçeği çarpıtma ve kurumsal yetkileri rakiplere karşı kullanma yöntemleri bugün başka kişi ve gruplar tarafından kullanılıyorsa, burada gerçek bir başarıdan söz edilebilir mi?
Örgütün adı ve mensupları değişmiş olsa da devlete bulaştırdığı ahlaksızlık yaşamaya devam ediyor demektir.
Buradaki temel mesele, bu yöntemleri kimin kullandığı değildir.
FETÖ’nün yaptığı takiyye ne kadar ahlaksızsa, başka bir yapının yaptığı takiyye de aynı ölçüde ahlaksızdır. FETÖ’nün kendi mensuplarını kayırması ne kadar yanlışsa, başka grupların devleti kendi mensupları arasında paylaştırması da aynı ölçüde yanlıştır. FETÖ’nün insanları fişlemesi, itibarsızlaştırması ve kumpaslarla tasfiye etmesi ne kadar alçakçaysa, aynı yöntemlerin başka isimler ve gerekçeler altında sürdürülmesi de aynı ölçüde alçakçadır.
Ahlaksızlığın niteliği, onu gerçekleştiren kişinin kimliğine göre değişmez.
Devlet; cemaatlerin, grupların, kliklerin ve şahsi yakınlıkların paylaşım alanı değildir. Devlet içerisinde kurumsal görevlerin önüne grup aidiyeti geçtiği, liyakat yerini sadakate bıraktığı ve insanlar yaptıkları işlerle değil, kimlerle yakın olduklarına göre değerlendirildiği anda yeni yapılanmaların zemini hazırlanmış olur.
FETÖ de tam olarak böyle bir zeminde büyümüş; devletin boşluklarından, denetimsizlikten, kayırmacılıktan ve kişisel sadakat ilişkilerinden yararlanmıştır.
Bu nedenle yeni sızmaları engellemenin yolu yalnızca daha fazla istihbarat toplamak veya daha çok insanı şüpheli görmek değildir. Asıl koruma; şeffaflık, denetlenebilirlik, liyakat, kurumsallık, hukuki güvenlik ve adalettir.
Görev ve makamların grup aidiyetine göre değil, ehliyet ve liyakate göre dağıtıldığı; bilgilerin kişisel hesaplaşmalarda kullanılamadığı; kamu gücünün hiçbir kişi veya çevrenin mülkü hâline getirilemediği bir devlet düzeni, gizli yapılanmalara karşı en güçlü savunmadır.
FETÖ’yü yalnızca bir örgüt adı olarak görürsek, onun mensuplarını tasfiye etmekle mücadeleyi tamamladığımızı zannederiz.
Oysa mesele bundan çok daha büyüktür.
FETÖ aynı zamanda devlete sızmanın, devlet içinde gizli dayanışma ağları kurmanın, dinî ve millî değerleri istismar etmenin, kendi mensubunu her şartta korumanın, kendinden olmayanı ise her yöntemle tasfiye etmenin adıdır.
Bu zihniyet başka kişi ve gruplarda yaşamaya devam ediyorsa, tehlike de devam ediyor demektir.
Bir örgütü ortadan kaldırıp onun ahlakını ve yöntemlerini yaşatmak, o örgütü gerçek anlamda mağlup etmek değildir. Hatta onun yöntemlerini benimsemek, farkında olmadan o yapının devlet anlayışına teslim olmaktır.
FETÖ’yle gerçek mücadele; sadece örgüt mensuplarını devletten uzaklaştırmakla değil, onun devlete bulaştırdığı takiyyeyi, kayırmacılığı, gizli örgütlenmeyi, iftirayı, şantajı, fişlemeyi, itibar suikastını ve amaç uğruna her yolu meşru gören anlayışı kökünden temizlemekle mümkündür.
Uzun vadede kazananın devlet olmasını istiyorsak, yalnızca yapıların isimlerine değil, yöntemlerine de karşı çıkmak zorundayız.
Kimden gelirse gelsin grupçuluğu, kayırmacılığı, gizli örgütlenmeyi ve kamu gücünün kişisel hesaplaşmalarda kullanılmasını reddetmeliyiz.
Çünkü devleti koruyacak olan bir grubun diğerine üstün gelmesi değil; hukuk, adalet, ahlak, liyakat ve kurumsallığın herkese karşı hâkim olmasıdır.
Kalın sağlıcakla…
