"Haberin İşçisi"
İstanbul
Açık
23°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
47,3450 %0.05
53,9977 %-0.05
6.158,06 % 0,05
3.073.060 %-1.06
yazar
Enerji İşçileri Sendikası Genel Başkanı
Tüm Yazıları

Eğitim mi, Üretim mi? Kesintisiz Eğitimi Yeniden Düşünmenin Zamanı

YAYINLAMA:
Eğitim mi, Üretim mi? Kesintisiz Eğitimi Yeniden Düşünmenin Zamanı

   Eğitim; bireylerin bilgi, beceri, değer ve tutum kazanarak kendilerini geliştirdikleri, toplumsal yaşama uyum sağladıkları ve hayat boyu devam eden bir öğrenme sürecidir. Ancak bugün tartışılması gereken asıl konu, eğitimin süresinden çok niteliği ve topluma sağladığı katkıdır.

   Türkiye'de eğitim sistemi yıllar içinde önemli değişiklikler geçirdi. 28 Şubat sürecinde getirilen 8 yıllık kesintisiz eğitim modeli, o dönemde özellikle imam hatip okullarının önünü kapatmaya yönelik bir uygulama olarak yoğun şekilde eleştirilmişti. Aradan geçen yılların ardından bu sistem yerini 4+4+4 modeline bıraktı. Ancak fiiliyatta ortaya çıkan sonuç değişmedi. Bugün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı her birey, yaklaşık 6-7 yaşında başlayıp 18-19 yaşına kadar devam eden toplam 12 yıllık zorunlu eğitim sürecinden geçmektedir.

   Peki gerçekten toplumun tamamının aynı süre boyunca aynı eğitim modeline tabi tutulması gerekli midir?

   Her insan farklı kabiliyetlerle dünyaya gelir. Kiminin akademik başarısı yüksektir, kiminin ise el becerisi, üretim yeteneği veya teknik zekâsı daha gelişmiştir. Buna rağmen mevcut eğitim sistemi, bireysel farklılıkları yeterince dikkate almadan herkese aynı müfredatı uygulamakta ve büyük ölçüde tek tip bir insan profili yetiştirmeye çalışmaktadır.

   Oysa eğitim sisteminin temel amaçlarından biri, bireylerin yeteneklerini erken yaşta keşfetmek ve onları başarılı olabilecekleri alanlara yönlendirmek olmalıdır. Akademik eğitime yatkın olanlar bu yönde ilerlerken, teknik becerisi ve üretim kabiliyeti yüksek olan gençlerin de meslek ve zanaat alanlarına güçlü şekilde yönlendirilmesi gerekir.

   Bugün bunun tam tersini yaşıyoruz. Meslek ve zanaat erbabının sayısı her geçen gün azalıyor. Birçok iş kolu çırak bulamadığı için ayakta kalmakta zorlanıyor. Bazı sektörlerde ise oluşan boşluk, özellikle genç nüfusa sahip yabancı iş gücü tarafından dolduruluyor. Bu durum yalnızca istihdam meselesi değil; aynı zamanda ülkenin üretim kapasitesi açısından da önemli bir risk oluşturuyor.

   Üstelik meslek öğrenmenin de bir yaşı vardır. Atalarımızın söylediği gibi, "Ağaç yaşken eğilir." İnsanların belli bir yaştan sonra meslek ve zanaat edinmeleri çok daha güç hâle gelmektedir. Bu nedenle herkesi yalnızca diploma sahibi yapmak veya belirli haklardan yararlanabilmek için 12 yıl boyunca aynı eğitim sisteminin içinde tutmanın ne kadar doğru olduğu yeniden tartışılmalıdır.

   Belki de yapılması gereken; temel eğitim sürecinde çocuklara okuma, yazma, matematik ve hayatta ihtiyaç duyacakları temel bilgi ve becerileri kazandırdıktan sonra, akademik başarı ve yetenek analizleri doğrultusunda farklı eğitim yolları oluşturmaktır. Akademik eğitime devam edecek öğrenciler kendi kulvarlarında ilerlerken, üretim odaklı alanlara yatkın olan gençler de erken yaşta mesleki eğitime ve istihdama yönlendirilebilir.

   Özellikle yaş ortalamasının 58-59 seviyelerine ulaştığı tarım ve hayvancılık sektörleri başta olmak üzere birçok üretim alanı genç iş gücüne ihtiyaç duymaktadır. Bu alanları yeniden cazip hâle getiremez, gençleri üretim süreçlerine kazandıramazsak önümüzdeki 5-10 yıl içinde gıda güvenliği açısından çok daha büyük sorunlarla karşı karşıya kalabiliriz. Bunun sonucunda ise küresel gıda şirketlerine bağımlılığımızın artması kaçınılmaz olabilir.

   Eğitim elbette vazgeçilmezdir. Ancak eğitimin amacı yalnızca diploma vermek değil; bireyin potansiyelini ortaya çıkarmak, onu üretime kazandırmak ve ülkenin geleceğini inşa edecek insan kaynağını doğru şekilde yetiştirmektir. Belki de artık tartışmamız gereken soru, "Herkes ne kadar okumalı?" değil, "Herkes yeteneğine göre nasıl eğitilmeli?" sorusudur.

   Kalın sağlıcakla...

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...