Eğitim mi, Üretim mi? Kesintisiz Eğitimi Yeniden Düşünmenin Zamanı
Eğitim; bireylerin bilgi, beceri, değer ve tutum kazanarak kendilerini geliştirdikleri, toplumsal yaşama uyum sağladıkları ve hayat boyu devam eden bir öğrenme sürecidir. Ancak bugün tartışılması gereken asıl konu, eğitimin süresinden çok niteliği ve topluma sağladığı katkıdır.
Türkiye'de eğitim sistemi yıllar içinde önemli değişiklikler geçirdi. 28 Şubat sürecinde getirilen 8 yıllık kesintisiz eğitim modeli, o dönemde özellikle imam hatip okullarının önünü kapatmaya yönelik bir uygulama olarak yoğun şekilde eleştirilmişti. Aradan geçen yılların ardından bu sistem yerini 4+4+4 modeline bıraktı. Ancak fiiliyatta ortaya çıkan sonuç değişmedi. Bugün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı her birey, yaklaşık 6-7 yaşında başlayıp 18-19 yaşına kadar devam eden toplam 12 yıllık zorunlu eğitim sürecinden geçmektedir.
Peki gerçekten toplumun tamamının aynı süre boyunca aynı eğitim modeline tabi tutulması gerekli midir?
Her insan farklı kabiliyetlerle dünyaya gelir. Kiminin akademik başarısı yüksektir, kiminin ise el becerisi, üretim yeteneği veya teknik zekâsı daha gelişmiştir. Buna rağmen mevcut eğitim sistemi, bireysel farklılıkları yeterince dikkate almadan herkese aynı müfredatı uygulamakta ve büyük ölçüde tek tip bir insan profili yetiştirmeye çalışmaktadır.
Oysa eğitim sisteminin temel amaçlarından biri, bireylerin yeteneklerini erken yaşta keşfetmek ve onları başarılı olabilecekleri alanlara yönlendirmek olmalıdır. Akademik eğitime yatkın olanlar bu yönde ilerlerken, teknik becerisi ve üretim kabiliyeti yüksek olan gençlerin de meslek ve zanaat alanlarına güçlü şekilde yönlendirilmesi gerekir.
Bugün bunun tam tersini yaşıyoruz. Meslek ve zanaat erbabının sayısı her geçen gün azalıyor. Birçok iş kolu çırak bulamadığı için ayakta kalmakta zorlanıyor. Bazı sektörlerde ise oluşan boşluk, özellikle genç nüfusa sahip yabancı iş gücü tarafından dolduruluyor. Bu durum yalnızca istihdam meselesi değil; aynı zamanda ülkenin üretim kapasitesi açısından da önemli bir risk oluşturuyor.
Üstelik meslek öğrenmenin de bir yaşı vardır. Atalarımızın söylediği gibi, "Ağaç yaşken eğilir." İnsanların belli bir yaştan sonra meslek ve zanaat edinmeleri çok daha güç hâle gelmektedir. Bu nedenle herkesi yalnızca diploma sahibi yapmak veya belirli haklardan yararlanabilmek için 12 yıl boyunca aynı eğitim sisteminin içinde tutmanın ne kadar doğru olduğu yeniden tartışılmalıdır.
Belki de yapılması gereken; temel eğitim sürecinde çocuklara okuma, yazma, matematik ve hayatta ihtiyaç duyacakları temel bilgi ve becerileri kazandırdıktan sonra, akademik başarı ve yetenek analizleri doğrultusunda farklı eğitim yolları oluşturmaktır. Akademik eğitime devam edecek öğrenciler kendi kulvarlarında ilerlerken, üretim odaklı alanlara yatkın olan gençler de erken yaşta mesleki eğitime ve istihdama yönlendirilebilir.
Özellikle yaş ortalamasının 58-59 seviyelerine ulaştığı tarım ve hayvancılık sektörleri başta olmak üzere birçok üretim alanı genç iş gücüne ihtiyaç duymaktadır. Bu alanları yeniden cazip hâle getiremez, gençleri üretim süreçlerine kazandıramazsak önümüzdeki 5-10 yıl içinde gıda güvenliği açısından çok daha büyük sorunlarla karşı karşıya kalabiliriz. Bunun sonucunda ise küresel gıda şirketlerine bağımlılığımızın artması kaçınılmaz olabilir.
Eğitim elbette vazgeçilmezdir. Ancak eğitimin amacı yalnızca diploma vermek değil; bireyin potansiyelini ortaya çıkarmak, onu üretime kazandırmak ve ülkenin geleceğini inşa edecek insan kaynağını doğru şekilde yetiştirmektir. Belki de artık tartışmamız gereken soru, "Herkes ne kadar okumalı?" değil, "Herkes yeteneğine göre nasıl eğitilmeli?" sorusudur.
Kalın sağlıcakla...
