TEPKİSİZLİK…
Son dönemlerde hepimiz toplumdaki duyarsızlıktan ve insanların giderek tepkisiz hâle gelmesinden yakınır olduk.
Peki, hiç düşündük mü? İnsanlar neden tepki vermiyor?
Bu durum gerçekten umursamazlıktan mı kaynaklanıyor, yoksa altında yatan farklı psikolojik sebepler mi var?
Psikolojide tepkisiz kalmak; “donma tepkisi” (freeze), apati (duygusal ilgisizlik) veya “öğrenilmiş çaresizlik” gibi savunma mekanizmalarıyla açıklanmaktadır. Başka bir ifadeyle bu durum, insan beyninin aşırı stres, travma veya yoğun baskı karşısında kendisini korumak ya da enerjisini muhafaza etmek için geliştirdiği doğal bir savunma mekanizmasıdır.
Son elli yıllık süreci birlikte değerlendirdiğimizde, toplum psikolojisini derinden etkileyen birçok olayla karşı karşıya kaldığımızı görmekteyiz.
* Askerî darbeler,
* Ekonomik buhranlar, yüksek enflasyon, geçim sıkıntısı ve gelecek kaygısı,
* Terör olayları ile şehirlerde, hatta zaman zaman kırsal bölgelerde artan suç olaylarının oluşturduğu güvenlik endişesi,
* Köylerden kentlere yaşanan hızlı ve kontrolsüz göç sonucu insanların sağlıksız yaşam alanlarında, plansız şehirleşmenin oluşturduğu ve insan doğasına uygun olmayan yapılarda yaşamak zorunda kalması,
* Eğitim sisteminde ahlaki ve insani değerlerin geri planda kalması; buna karşılık sınav odaklı, sadece bilgi yüklemeyi esas alan anlayışın çocuklar ve gençler üzerinde oluşturduğu yoğun stres,
* Milli ve manevi değerlerin yeni nesillere yeterince aktarılamaması,
* Eğitim süreçlerinde aile ve devletin yönlendirici rolünün giderek zayıflaması, bu boşluğun ise çoğu zaman sosyal medya tarafından doldurulması,
* Olumsuz olayların sürekli tekrar etmesi nedeniyle zamanla sıradanlaşması ve toplum tarafından kanıksanması…
Bütün bu süreçler bir araya geldiğinde, toplum psikolojisi kendisini koruyabilmek adına çoğu zaman “tepkisiz kalmayı” tercih etmektedir.
Peki çözüm nedir?
Bu soruyu sorduğunuzu duyar gibiyim.
Matematikte bir problemi çözebilmenin ilk şartı, problemin ne olduğunu doğru anlamaktır. Problemi doğru tespit etmeden çözüm üretmek mümkün değildir.
Toplumsal sorunlar da bundan farklı değildir.
Önce sorunun kaynağını doğru teşhis etmek gerekir. Çünkü anlamak, çözmenin yarısıdır.
Kalın sağlıcakla…
