"Haberin İşçisi"
İstanbul
Açık
28°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
47,3896 %0.01
54,3079 %0.54
6.173,47 % 0,59
3.005.113 %-0.756
yazar
Enerji İşçileri Sendikası Genel Başkanı
Tüm Yazıları

Bekri Mustafa Bugün Yaşasaydı…

YAYINLAMA:
Bekri Mustafa Bugün Yaşasaydı…

   Öncelikle “Bekri Mustafa kimdir?” sorusunun cevabını verelim.

   Bekri Mustafa, IV. Murat döneminde İstanbul’da yaşamış, zekâsı, hazırcevaplığı ve nüktedan kişiliğiyle tanınan halk kahramanlarından biridir. Döneminin fıkralarında adı sıkça geçen Bekri Mustafa, çocuk yaşta hafız olmasına rağmen içkiye olan düşkünlüğü sebebiyle “Bekri” lakabıyla anılmıştır. IV. Murat’ın sert içki yasaklarına rağmen bu alışkanlığından vazgeçmemiş, hazırcevap tavırlarıyla dönemin padişahının da dikkatini çekmiştir. Aradan yüzyıllar geçmiş olmasına rağmen bugün bile onun adına anlatılan fıkralar dilden dile aktarılmaya devam etmektedir.

   Bu fıkralardan biri de günümüz için önemli dersler barındıran meşhur “minare” hikâyesidir.

   Rivayete göre Bekri Mustafa bir gün yolda giderken büyük bir kalabalıkla karşılaşır. Yaklaştığında, bir delinin minarenin en tepesine çıktığını görür. Aşağıda toplanan insanlar ne kadar dil dökse de deli inmeye yanaşmaz. Hatta zaman zaman kendisini aşağı atacakmış gibi hareketler yaparak kalabalığın endişesini daha da artırır.

   Bekri Mustafa dayanamaz ve olaya müdahale eder.

   “İn aşağı!” diye seslenir.

   Deli ise hemen karşılık verir:

   “İnmem aşağıya!”

   Bekri Mustafa uzun süre deliyi ikna etmeye çalışır. Rica eder, nasihat verir, türlü türlü diller döker. Ancak deli her defasında:

   “İsterseniz gelin indirin bakalım.”

diyerek meydan okumaya devam eder.

   Bu sırada kalabalık daha da büyür. Herkes nefesini tutmuş, Bekri Mustafa ile deli arasındaki konuşmayı izlemektedir. Artık bu konuşma adeta bir düelloya dönüşmüştür. İnsanlar kendi aralarında, “Acaba Bekri Mustafa deliyi mi indirecek, yoksa deli Bekri Mustafa’yı mı pes ettirecek?” diye sonucu merakla beklemeye başlar.

   Bekri Mustafa işin uzadığını görünce aklına farklı bir fikir gelir.

   Kalabalığa dönerek yüksek sesle:

   “Bana bir testere getirin!” diye bağırır.

   İçlerinden biri koşarak gider ve kısa süre sonra elinde bir testereyle geri döner.

   Bekri Mustafa testereyi eline alır, minarenin dibine yaklaşır ve yukarıdaki deliye seslenir:

   “Ulan deli! Eğer aşağıya inmezsen bu testereyle minareyi kökünden keseceğim. Hem minare devrilecek hem de sen altında kalacaksın. İniyor musun, inmiyor musun?”

   Ardından gerçekten minareyi kesiyormuş gibi yapmaya başlar.

   Bunu gören deli telaşa kapılır.

   “Aman ağam, kesme! İniyorum…” diyerek hızla minareden aşağı iner.

   Böylelikle Bekri Mustafa, zekâsını kullanarak deliyi minareden indirmiş ve mücadeleyi kazanmıştır.

   Bekri Mustafa’nın bu hikâyesi bize önemli bir gerçeği hatırlatmaktadır. Her sorun aynı yöntemlerle çözülemez. Bazen akılcı, cesur ve farklı yöntemler geliştirmek gerekir. Aynı yöntemleri tekrar ederek farklı sonuç beklemek çoğu zaman mümkün değildir.

   Şimdi gelin bu hikâyeyi bir kenara bırakalım ve günümüz Türkiye’sine bakalım.

   Son yıllarda ülkemizde suç oranlarının gözle görülür şekilde arttığı yönünde güçlü bir toplumsal kanaat oluşmuştur. Organize suç örgütleri, uyuşturucu ticareti, dolandırıcılık ve benzeri suçlarla ilgili haberler toplumda huzursuzluk ve tedirginlik oluşturmaktadır.

   Bunun yanında mevcut ceza ve infaz sisteminin suçluları yeterince caydırmadığı ve ıslah edemediği yönünde ciddi eleştiriler yapılmaktadır. Suç işlemeyi adeta meslek hâline getiren kişiler, cezalarını tamamladıktan sonra yeniden aynı suçlara yönelirken, toplumun adalet duygusu da zedelenmektedir.

   Bu noktada ister istemez şu soru akıllara gelmektedir:

   Gerçekten cezalandırılan suçlular mı, yoksa vergileriyle bu sistemi finanse eden toplum mu?

   Elbette hukuk devleti ilkesinden ve insan onuruna yakışır infaz şartlarından taviz verilmesi düşünülemez. Ancak toplumun huzurunu sağlayacak, suç işlemeyi caydıracak ve suçluyu gerçekten ıslah edecek yeni yöntemlerin geliştirilmesi de kaçınılmaz görünmektedir.

   Bekri Mustafa’nın asırlar önce anlattığı bu hikâye, bugün de bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor.

   Aynı yöntemlerle farklı sonuç beklemek mümkün değildir.

   Eğer mevcut ceza ve infaz sistemi suç işlemeyi caydıramıyor, toplumun huzurunu sağlayamıyor ve adalet duygusunu güçlendiremiyorsa; yeni yöntemleri konuşmanın zamanı gelmiş demektir.

   Anadolu’nun güzel bir sözü vardır:

   “Lafın tamamı deliye söylenir.”

   Ben, kıymetli okuyucularımızın ne demek istediğimi gayet iyi anladıklarını düşünüyorum.

   Kalın sağlıcakla…

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...