YANGIN VAR…
Pek çoğumuz bugüne kadar "delice ağacının" adını belki de hiç duymamıştır. Delice ağacı, özellikle Ege ve Akdeniz Bölgesi'nde kendiliğinden yetişen yabani zeytin ağacına verilen isimdir. Kültür zeytininin atası kabul edilen bu ağacın meyveleri normal zeytine göre daha küçük, çekirdeği ise daha iridir. Sofralık tüketime çok uygun değildir. Ancak sıkılarak elde edilen yağı, antioksidan bakımından zengin olması nedeniyle bağışıklık sistemini güçlendiren önemli bir ürün olarak bilinmektedir.
Aslında bugün üzerinde durmamız gereken konu da tam olarak budur.
10 Ekim 2023 tarihinde Bloomberg'de yayımlanan bir haberde, Manisa'da başlatılan "Delice Zeytin Ağaçlarının Aşılanarak Ekonomiye Kazandırılması ve Çiftçilerin Desteklenmesi Projesi" nin daha sonra İzmir, Muğla ve Balıkesir Orman Bölge Müdürlüklerinin desteğiyle genişletildiği aktarıldı. Haberde ayrıca, İzmir Zeytincilik Araştırma Enstitüsü'nün teknik katkısıyla binlerce delice zeytin ağacının aşılanarak üretime dâhil edildiği belirtildi.
Bu gelişme, delice zeytin ağaçlarının geçmişte neden yeterince değerlendirilmediği yönündeki tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.
Çünkü II. Dünya Savaşı sonrasında Türkiye'nin ekonomik ve tarımsal politikalarında önemli değişimler yaşandı. Halk arasında "Marshall Anlaşması" olarak bilinen ve 1948-1951 yılları arasında uygulanan ekonomik yardım programına ilişkin bugüne kadar pek çok değerlendirme yapıldı.Bu süreçte, yabani zeytin ağacı olan delice ağaçlarının kesilmeye başlanmasıyla birlikte, insanların tüketim alışkanlıklarının değiştirilmesine; zeytinyağı ve tereyağı yerine margarin ile bitkisel yağların kullanımının teşvik edildiğine ilişkin birçok iddia ortaya atıldı.
Bu iddialar arasında;
* Türkiye'nin ABD'den mısırözü yağı, soya yağı ve margarin gibi bitkisel yağları ithal etmesinin teşvik edildiği, buna karşılık yerli zeytinyağı üretimi ve tüketiminin baskılandığı,
* 1951-1952 yıllarında İspanya başta olmak üzere bazı ülkelerde delice (yabani zeytin) ağaçlarının kesilerek odun kömürüne dönüştürüldüğü,
* "Zeytinyağlı Yiyemem Aman" türküsü gibi eserlerle halkın zeytinyağına ve yerli dokuma ürünlerine karşı bilinçli bir algı oluşturulmaya çalışıldığı,
şeklindeki değerlendirmeler de yer almaktadır.
Bugün ise ülkemiz, son birkaç gündür yaşanan orman yangınlarıyla yeniden gündemin ilk sıralarında yer almaktadır. Bu tablo, ister istemez geçmişte yapılan tercihleri de yeniden sorgulatmaktadır.
Peki, tam da bu noktada şu soruyu sormamız gerekmiyor mu?
Ekonomik değeri bu kadar yüksek olan delice zeytin ağaçlarının yerine yıllar boyunca hangi ağaç türleri tercih edildi?
Aklara ilk gelen cevap, çam ağacıdır.
Çam ağaçları, yapılarında yüksek oranda reçine ve çıra bulundurmaları nedeniyle kolay tutuşabilen ağaç türleri arasında yer almaktadır. Özellikle kozalaklarının yüksek sıcaklıkta alev alarak etrafa kor saçması, yangınların daha geniş alanlara yayılmasını hızlandıran unsurlardan biri olarak gösterilmektedir.
Tam da bu noktada kamuoyunda sıkça dile getirilen şu sorular önem kazanmaktadır:
Yangın riski yüksek olduğu bilinen bölgelerde ağaçlandırma planlaması hangi bilimsel kriterlere göre yapılmaktadır?
Orman yangınlarından sonra neden çoğunlukla yine çam ağaçları tercih edilmektedir
Yangına daha dayanıklı veya ekonomik değeri daha yüksek farklı ağaç türlerinin kullanılması mümkün müdür?
Bu soruların bilimsel veriler ışığında kamuoyuna açık ve şeffaf bir şekilde cevaplandırılması, hem ormanlarımızın geleceği hem de toplumdaki soru işaretlerinin giderilmesi açısından büyük önem taşımaktadır.
Çünkü mesele yalnızca bugün yanan ormanlar değildir.
Mesele; toprağımızın, üretimimizin, biyolojik çeşitliliğimizin ve gelecek nesillere bırakacağımız doğal mirasın nasıl korunacağıdır.
Kalın sağlıcakla…
