MASUMİYET KARİNESİ…
Masumiyet karinesi; bir kimse hakkında ortaya atılan iddialar ne kadar ağır olursa olsun, kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunmadıkça o kişinin suçlu kabul edilmemesidir.
Söylemesi kolay. Peki, uygulaması?
Yakın tarihimize baktığımızda bunun pek çok acı örneğini gördük.
28 Şubat sürecinde dönemin askerî vesayet odakları ve onların etkisi altındaki medya üzerinden dindar kesimleri, siyasetçileri ve bürokratları hedef alan kara propaganda ve algı operasyonları yürütüldü. İnsanlar daha haklarında kesinleşmiş bir mahkeme kararı olmadan kamuoyu önünde suçlu ilan edildi, itibar suikastlarına uğradı.
Ardından FETÖ dönemini yaşadık.
FETÖ, kendisinden olmayan veya önünde engel olarak gördüğü kişileri tasfiye etmek, susturmak ve kamuoyu algısını yönlendirmek için sık sık itibar suikastına başvuruyordu.
Peki, bunu nasıl yapıyordu?
Sahte belgeler ve kumpaslar…
Ergenekon, Balyoz ve Askerî Casusluk gibi davalarda sahte veya manipüle edilmiş dijital deliller üzerinden çok sayıda asker ve bürokrat suçlandı. İnsanlar kamuoyu önünde itibarsızlaştırıldı, tutuklandı ve yıllarca süren davaların sanığı hâline getirildi.
Yasa dışı dinlemeler ve kayıtlar…
Hedef seçilen kişilerin telefonları usulsüz şekilde dinlendi. Özel hayatlarına ilişkin görüntüler veya manipüle edilmiş ses kayıtları üzerinden kamuoyu oluşturulmaya çalışıldı.
Medya ve sosyal medya linçleri…
Örgütün kontrolündeki gazete ve televizyonlar ile sosyal medya hesapları üzerinden eş zamanlı karalama kampanyaları yürütüldü. Bir kişi hakkında yargı kararını vermeden önce toplumun hüküm vermesi sağlanmaya çalışıldı.
İsimsiz ihbarlar…
Kamu kurumlarına gönderilen imzasız veya asılsız ihbarlarla insanlar hakkında soruşturmalar açılmasının, görevden uzaklaştırılmalarının ve önlerinin kesilmesinin yolu açıldı.
Yöntemler farklıydı ama amaç çoğu zaman aynıydı.
Türk Silahlı Kuvvetleri'nde sahte dijital deliller, fuhuş ve casusluk suçlamaları üzerinden bazı subayların tasfiye edilmesi ve FETÖ mensuplarına alan açılması…
Siyasi figürlere yönelik kaset kumpasları ve montaj kayıtlarla siyasetin dizayn edilmeye çalışılması… Bunun en çarpıcı örneklerinden biri, 2011 yılında MHP yöneticilerine yönelik kaset operasyonları ve ardından yaşanan istifalardı.
Bürokrat ve akademisyenlerin isimsiz ihbarlar, kurumsal baskılar ve asılsız soruşturmalarla sindirilmesi…
Gazeteci ve yazarların terör örgütü üyeliği gibi ağır suçlamalar ve çeşitli davalarla karşı karşıya bırakılarak muhalif medyanın susturulmaya çalışılması…
Peki, bütün bunları bugün neden yeniden hatırlatıyorum?
Çünkü geçmişte yaşananlardan ders çıkarmak, yalnızca onları hatırlamakla olmaz. Aynı yöntemlerin bugün tekrar edilip edilmediğini de sorgulamak gerekir.
Pek çoğunuz şimdi şu soruyu soracaktır:
Bugün değişen ne?
Yeni Şafak Gazetesi, 3 Ağustos 2026 tarihli manşetinde “FETÖ’nün İstediği Tasfiyeler” başlığını kullandı. Haberde, 15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden on yıl geçmesine rağmen bazı kurumlardaki FETÖ izlerine ilişkin tartışmaların sürdüğü ileri sürülüyor. Özellikle 2012 yılından bu yana örgütle mücadele eden bazı kadroların tasfiye edilmesinin kuşku oluşturduğu ifade ediliyordu.
Haberde ayrıca FETÖ’nün geçmişte kendi mensuplarına veya sempatizanlarına kadro açmak amacıyla çeşitli kumpaslarla “yol temizliği” yaptığı hatırlatılıyor; bugün de yargı ve güvenlik birimlerinde FETÖ ile mücadele etmiş bazı isimlerin sistemli biçimde tasfiye edildiği iddia ediliyordu.
İşte tam burada yazının başına dönmek gerekiyor.
Masumiyet karinesi yalnızca sevdiğimiz, tanıdığımız veya aynı fikirde olduğumuz insanlar için geçerli bir hukuk ilkesi değildir.
Bir insan hakkında suçlama ortaya atmak başka, o suçlamayı kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan hükme dönüştürmek başkadır. Dün başkalarına yapıldığında karşı çıktığımız bir yöntemi, bugün başka isimlere uygulandığında normal karşılamaya başlarsak sorun artık kişilerin kim olduğu olmaktan çıkar.
Sorun, yöntemin kendisi olur.
Geçmişte yaşananlarla bugün ortaya atılan iddialar arasında gerçekten bir benzerlik var mı, yok mu?
Değişen bir şey olup olmadığını siz değerli okuyucularımızın vicdanına bırakıyorum.
Kalın sağlıcakla…
