İnsana Yaklaşmak: Görmek ile Bakmak Arasındaki Fark
Günümüzde hepimiz kalabalıklar içinde yaşıyoruz. İnsanlarla sürekli yan yanayız; işte, okulda veya sokakta… Ama birine gerçekten “yaklaştığımızda” ne oluyor? Çoğu zaman yüzlere bakıyoruz, ama arkasındaki “gerçek” insanı göremiyoruz.
Psikolojik açıdan insana yaklaşmak, sadece göz göze gelmekten ibaret değildir. Asıl mesele, karşımızdakini anlamaya niyet etmek ve onun duygu dünyasına bir kapı aralamaktır. İnsan, anlaşılmaya en çok ihtiyaç duyan varlıktır. Çünkü anlaşılmak, varlığının onaylandığını hissettirir.
Bir danışman olarak deneyimlerimde gördüm ki, insanlar çoğu zaman sorunlarından çok görülmediklerini, duyulmadıklarını ve anlaşılmadıklarını dile getiriyor. Oysa insana yaklaşmak, kişinin kim olduğunu kabul etmeyi ve yargısız bir alan açmayı gerektirir. Bu noktada empati, sadece bir teknik değil, insani bir duruş haline gelir.
Unutmamak gerekir: Yaklaşmak, dokunmaktır — ama illa fiziksel olarak değil; sözle, gözle, sessizlikle, hatta varlığımızla dokunmaktır. Bir insana “yanındayım” duygusunu hissettirdiğimizde, en güçlü iyileştirici aracı kullanmış oluruz. İnsan, yalnız olmak için yaratılmış bir varlık değildir. Sosyalliği sonuna kadar yaşarken, bazen yalnızlığa ihtiyaç duyabiliriz; ama genel olarak sosyal bir varlığız.
Toplum olarak birbirimize yaklaşmayı yeniden öğrenmeye ihtiyacımız var. Çünkü insana yaklaşmak, sadece psikolojik danışmanların değil, hepimizin ortak sorumluluğudur. Ve belki de daha iyi bir dünyanın ilk adımı, birbirimizi gerçekten görmeyi seçmekten geçiyor.
Yazımı şu güzel dua ile bitirmek istiyorum.
"Ya Rabbim! Hayırlar yaz başımıza, iyiler çıkar karşımıza."
(Gönenli Mehmed Efendi)
Vesselam.
