Ekranın Karanlık Yüzü: Gençliği Şiddete Sürükleyen Yeni Tehlike
Televizyon ve dijital platformlar artık yalnızca evimizin salonunda akan görüntülerden ibaret değil; gençlerin dünyasını şekillendiren, davranışlarını yönlendiren ve değer sistemlerini etkileyen güçlü birer sosyal aktöre dönüştü. Son yıllarda art arda karşımıza çıkan şiddet, suç ve illegal yaşam biçimlerini merkezine alan dizi, film ve dijital içerikler, gençlerin zihin dünyasında derin izler bırakıyor. Üstelik bu etki, artık sadece akademik araştırmaların konusu değil; sahada, adliyede ve toplumun her katmanında somut olarak karşımıza çıkıyor.
Bugün gençler arasında artan kavga olayları, okul çevresindeki bıçakla yaralama vakaları, sosyal medyadan organize edilen şiddet içerikli buluşmalar tesadüf değil. Birçok gencin rol model olarak gördüğü karakterler, kanun tanımayan, suçu zekâ oyunu gibi sunan veya şiddeti bir gücün simgesi haline getiren figürler. Bu dizi, film ve dijital içeriklerde suçun romantize edilmesi, gençlerde “cezasızlık algısını” besliyor. Kötü karakterlerin kahramana dönüştürüldüğü bir kurguda büyüyen çocukların, gerçek hayatta sınırları doğru değerlendirebilmesi her geçen gün zorlaşıyor.
Ebeveynler, öğretmenler, hatta biz hukukçular bile şu soruyu sıkça sorar olduk:
“Gençler neden artık bu kadar kolay öfkeleniyor, neden bu kadar hızlı suç davranışına yöneliyor?”
Yanıt, ekranın karanlık yüzünde gizli.
Çünkü dizilerde, filmlerde ve dijital platformlardaki popüler içeriklerde sunulan dünya, gerçeği sakatlayan bir illüzyon üretiyor: Şiddet ‘kolay çözümmüş’ gibi gösteriliyor, suç ‘tarz’ hâline getiriliyor, tehlikeli tercihler ise ‘cesaret’ olarak pazarlanıyor. Genç zihinler bu kurguya ne kadar maruz kalırsa, gerçek ile hayal arasındaki çizgi o kadar silikleşiyor.
Elbette suçu yalnızca dizilere ya da filmlere yüklemek kolaycılık olur. Ekonomik koşullar, aile içi iletişim sorunları, okul ortamındaki baskılar da tabloyu ağırlaştıran diğer faktörler. Ancak şu da bir gerçek: Medya; dizi, film ve sosyal medya içerikleriyle gençlerin davranışlarını etkileyen en hızlı ve en güçlü tetikleyicilerden biri.
Bugün gelinen noktada yalnızca bir kültürel tartışma değil, aynı zamanda bir toplumsal güvenlik sorunu ile karşı karşıyayız. Çünkü ekranlarda masum görünen her sahne, sokakta çok daha ağır bir karşılığa dönüşebiliyor.
Bu nedenle artık şu soruyu yüksek sesle sormamız gerekiyor:
“Eğlence mi izliyoruz, yoksa geleceğimizi tehlikeye atan bir kültürel erozyonu mu?”
Toplumun her kesimi; aileler, psikologlar, eğitimciler, hukukçular, yapımcılar ve dijital içerik üreticileri; bu meselede sorumluluk almak zorunda. Zira bugünün ekranları yarının gençliğini şekillendiriyor ve bu şeklin nasıl olacağı artık hepimizi ilgilendiriyor.
