Üreten Cezalandırılırsa, Gelecek Kaybedilir
Bugünkü yazımızın başlığı ilk bakışta size ilginç, hatta biraz da garip gelebilir. Ancak ne yazık ki üretimin farklı alanlarında çalışan ve topluma katkı sunmaya çalışan birçok insanın ortak kanaati bu yönde. Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için meseleyi iki temel başlık altında değerlendirmekte fayda görüyorum.
İlk olarak tarım ve hayvancılığı ele alalım.
Tarım ve hayvancılık, doğası gereği süreklilik isteyen sektörlerdir. Özellikle hayvancılık, yılın 365 günü emek ve takip gerektiren bir üretim alanıdır. Buna rağmen bugün her iki sektör de ciddi bir darboğazdan geçmektedir.
Google'da "Türkiye'deki çiftçilerin yaş ortalaması" şeklinde basit bir arama yaptığınızda karşınıza şu gerçek çıkmaktadır: Türkiye'de çiftçilerin yaş ortalaması 58-59 seviyesine yükselmiş durumda. Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre çiftçilerin yaklaşık yüzde 70'i 50 yaş ve üzerindedir. Kırsal nüfus hızla yaşlanırken gençler tarımdan uzaklaşmaktadır.
Bu tablo, yalnızca tarım sektörünün değil, ülkenin gelecekteki gıda güvenliğinin de risk altında olduğunu göstermektedir. Üretici yaşlanırken yerine yeni nesil gelmiyorsa, yakın gelecekte gıda arzı konusunda ciddi sorunlarla karşılaşmamız kaçınılmazdır. Bu nedenle gençleri yeniden üretime yönlendirecek politikaların vakit kaybedilmeden hayata geçirilmesi büyük önem taşımaktadır.
İkinci olarak sanayi ve ticaret alanına bakalım.
Değişen küresel ekonomik dengeler, özellikle Çin'in düşük maliyetli üretimi nedeniyle Türk sanayicisi uzun süredir zorlu bir rekabet ortamında faaliyet göstermektedir. Bunun yanında uygulanan mali politikalar, artan vergi yükü ve yoğun bürokratik denetimler de üreticinin üzerindeki baskıyı artırmaktadır.
Elbette devletin denetim görevi vazgeçilmezdir. Ancak denetimin, üretimi kolaylaştıran ve kayıt dışılığı önleyen bir anlayış yerine, üreticiyi sürekli baskı altında hissettiren bir yapıya dönüşmesi farklı bir sonuç doğurmaktadır. Binlerce insana istihdam sağlayan sanayici ve ticaret erbabı, zaman zaman kendisini üretim yaptığı için cezalandırılıyormuş gibi hissetmektedir.
Tarım ve hayvancılıkta hızla artan girdi maliyetleri, üreticinin emeğinin yeterince karşılık bulmaması ve gençlerin bu alanlardan uzaklaşması; sanayi ve ticarette ise ağır vergi yükü ile yoğun bürokratik baskılar birleştiğinde toplumda ortak bir algı oluşmaktadır:
"Üreten ve istihdam sağlayan cezalandırılıyor."
Tarih de bize bu konuda önemli bir uyarıda bulunmaktadır.
İbn Haldun, Mukaddime adlı eserinde devletlerin ekonomik döngüsünü şu şekilde açıklar: Devletlerin kuruluş dönemlerinde vergi oranları düşük olmasına rağmen üretim canlı olduğu için devlet gelirleri yüksektir. Zamanla devlet büyüyüp harcamalar arttıkça vergiler yükselir. Ancak artan vergi yükü insanların üretme isteğini kırar ve sonuçta devletin gelirleri de azalmaya başlar.
Yaklaşık yedi asır önce yapılan bu tespit, bugün hâlâ güncelliğini korumaktadır.
Üretimi artırmanın yolu yalnızca teşvik vermekten değil, aynı zamanda üreticinin önündeki engelleri kaldırmaktan geçmektedir. Çiftçinin, sanayicinin, esnafın ve yatırımcının kendisini desteklenmiş hissettiği bir ekonomik iklim oluşturulmadığı sürece üretim de, istihdam da istenilen seviyeye ulaşamayacaktır.
Bu nedenle, toplumda "üretmenin cezalandırıldığı" algısını güçlendiren uygulamalardan hızla vazgeçilmesi, sadece ekonomik bir tercih değil, ülkenin geleceği açısından hayati bir zorunluluktur.
Kalın sağlıcakla…
