Türkiye’de İşçi Ebeveynlerin Çocuklarının Eğitim Hayatındaki Gelişimleri
Bu (çalışma) işçi sınıfı ebeveynlerinin uzun ve yoğun çalışma koşullarının, çocuklarıyla olan iletişimlerini nasıl sınırladığını ve bunun çocukların duygusal ile akademik gelişimini nasıl etkilediğini ele almaktadır. Ayrıca, ebeveynlerin eğitim düzeyinin düşüklüğü nedeniyle çocukların kendi yeteneklerini keşfetme sürecinin büyük ölçüde okuldaki öğretmenler aracılığıyla ve bireysel çabalarla gerçekleştiği vurgulanmaktadır.
TÜİK’in 2024 verilerine göre, Türkiye’de ücretli çalışan sayısı yaklaşık 15 milyon 120 bin kişidir. Bu sayı, ülke nüfusunun yaklaşık %17’sine tekabül etmektedir. Marksist yaklaşımla değerlendirildiğinde, bu kesim 'emeğinden başka satacak bir şeyi olmayan işçi sınıfı' olarak tanımlanır. Toplumun üretim gücünü oluşturan bu sınıf, tarihsel olarak birçok zorlukla karşı karşıya kalmıştır. Düşük ücretler, yüksek yaşam maliyetleri, sosyal statüdeki dezavantajlı konumları ve mesleki tercih özgürlüğünün sınırlılığı, bu sorunlardan sadece birkaçıdır.
Ancak göz ardı edilmemesi gereken en önemli meselelerden biri, işçi sınıfının uzun ve yoğun çalışma koşulları nedeniyle çocuklarına yeterince zaman ayıramamasıdır. Ebeveyn-çocuk iletişiminin zayıflaması, çocuğun hem duygusal hem de eğitim alanındaki gelişimini olumsuz etkilemektedir.
Okulun Rolü ve Eğitimin Önemi
Bu bağlamda, çocukların sosyal ve bireysel gelişimlerinin en çok desteklendiği alan okuldur. Çocuklar, arkadaş çevresi ve öğretmenleriyle kurdukları ilişkiler aracılığıyla kişiliklerini ve yeteneklerini keşfetme fırsatı bulurlar. Özellikle okul öncesi dönem, çocuğun hem bilişsel hem de duygusal gelişimi açısından kritik bir evre olup, bu dönemde sağlanan kaliteli eğitim çocukların özgüven, sorgulama becerisi ve sorun çözme kapasitesini doğrudan etkilemektedir. Dr. Ömer Can Çevik’in de belirttiği üzere, temel eğitime erişim bir refah parametresi olarak değerlendirilmekte ve okul öncesi eğitimin ileriki yaşlardaki akademik başarıyı yüksek oranda etkilediği savunulmaktadır. Bu nedenle, özellikle işçi sınıfı çocuklarının erken yaşlarda kaliteli eğitime erişimi, toplumsal eşitsizliklerin kuşaklar arası aktarımını kırmada belirleyici bir rol oynayacaktır.
Çocukların kendini ve yeteneklerini keşfetme olanağı ise işçi ebeveynlerin yetersiz eğitim düzeylerinden dolayı çocuğun kendi çabasına bırakılarak okul alanında öğretmenlerinde edindiği bilgilerce sağlanmaktadır. Bu hususta en büyük rolü öğretmenler üstlense de eğitim sisteminin sunduğu olanakların kısıtlı olmasından çocuğun gelişimi yine kendi çabasına ve motivasyonuna bırakılmaktadır.
İşçi ailede büyüyen bir çocuğun motivasyonunu incelediğimizde ise sorumluluk bilinci yüksek olsa da çoğu çocuk birey olma çabası içerisindeyken ‘’kendimin en iyi versiyonu nasıl ortaya çıkarabilirim, topluma nasıl fayda sağlayabilirim?’’ sorusundan ziyade ‘’aileme en hızlı şekilde nasıl gelir getirebilirim?’’ sorusuyla karşılaşmaktadır. Bu da çocuğun yeteneklerini keşfedemeden ailesinin de yaptığı gibi yalnızca emeğini satarak hayat kazanabileceği, toplumda bu şekilde yer edinebileceği kanısına kapılmasına sebep olmaktadır.
Sonuç ve Değerlendirme
Fakat bu emekçi sınıfın yaşam koşulları her ne kadar zorlu olursa olsun, çocuklarını okutma eğilimi son yıllara kıyasla “okuyup da ne olacak” bakış açısından uzaklaşarak artmakta ve çocukların eğitimi, geçmişe oranla aile tarafından daha fazla desteklenmektedir. Aileler her ne kadar yaşamlarının büyük bir kısmını maddi geçim kaygısıyla çalışarak geçirse de, onları bu zorlu çalışma temposuna katlanmaya iten en temel motivasyon, çocuklarının kendilerinden daha iyi bir yaşam sürdürebileceği inancıdır. Emekçi sınıfına mensup ebeveynler, çocuklarıyla yeterince vakit geçiremese de, geçirdikleri zamanı onların geleceğine yatırım yapmak amacıyla kullanmaktadır. Bu durum, çocuklar tarafından da fark edilmekte; birçok çocuk, hayatına yön verirken ailesinin bu fedakârlığını göz önünde bulundurarak sorumluluk duygusuyla hareket etmektedir.
Önemli olan, gelecek nesilleri oluşturan bu çocuklara ve hâlihazırda çalışmakta olan işçi sınıfına insani koşullar altında, hakkın ve hukukun gözetildiği çalışma ortamları yaratmak; doğru bir eğitim müfredatıyla da bireyleri kendi alanlarında verimli olabilecek konuma ulaştırmaktır.
KAYNAKÇA
- TÜİK (2024). İşgücü İstatistikleri 2024. https://data.tuik.gov.tr
- Karl Marx, “Kapital” adlı eserinde işçi sınıfını, üretim araçlarına sahip olmayan ve yaşamını emek gücünü satarak sürdüren sınıf olarak tanımlar.
- Çevik, Ö. C. (2022). Bir Hak Olarak Eğitim ve Eğitim-Refah İlişkisi.
