reklam
reklam
"Haberin İşçisi"
İstanbul
Parçalı bulutlu
10°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
43,2853 %0.23
50,2716 %0.04
6.411,73 % 0,27
4.121.439 %-0.607

Kaybolmak

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Kaybolmak

   Kısaca düşündüğümüzde insan nasıl kaybolur? Akla ilk gelen şekliyle yönümüzü kaybettiğimizde kayboluruz. Durum buysa aslında her şey yolundadır. Yönümüzü doğru tayin edecek bir ekipmana eriştiğimizde sorun halloldu demektir. Oysa kaybolmak gerçekten önemli bir ihtiyaç değil midir?

   Bence kaybolmak bazen “Abi, bir kayboldum geldim ya…” demek bazen bir kaçma dürtüsüdür. Her şeyden önce, kendini bulmak için bile önce kaybolması gerekir insanın. Nasıl dolu bardağa su doldurmak istediğimizde taşacaksa, yani doldurmak istediğimiz şeyi boşa harcamış olacaksak; günlük stresin, yaşam ve gelecek kaygısının, kalabalıkların yorduğu ve zorbaladığı bir kişi kaybolmadan kendini duyamaz.

   Tıpkı Hüseyin Akın’ın “Kaybolmak İçin Nereye Gitmeli?” sorusunu sorduğu gibi biz de bu soruyu kendimize yönelttiğimizde, bence iç dünyamızın derinliklerine içsel bir yolculuk yapmış oluruz. Yani aslında benim için sorulması gereken gerçek soru şu: “Kaybolmak için neden bir yere gitmeli?”

   Aslında insanlardan uzaklaşmak çoğu zaman Yaradan’ın elçilerine emrettiği bir durumdur. Tıpkı Hz. Musa’nın Tur Dağı’na yolculuğa çıkması gibi. Peki, kaybolmak için illa bir yere gitmeli miyiz; yani zaman ve mekân mefhumu kaybolmak için gerekli midir?

   Kaybolurken aslında insan en çok kendine yaklaşır. Çünkü kalabalıkların uğultusu çekildiğinde, şehir susunca, telefon titremeyince, kimse bir şey istemeyince geriye sadece sen kalırsın. Kaybolmak, dış dünyanın taleplerini sessize almak; iç dünyanın fısıltılarını ise nihayet duymaktır. Yani kendini duyduğun her yerde kaybolmaya da müsaitsin.

   Her kayboluşta üstüne yapışmış beklentiler dökülür, “şöyle olmalısın” diyen sesler buharlaşır, kendine giydirdiğin roller birer birer soyulur. Ortada kalan şey “saf benliğin” ve çocukluktan beri değiştiremediğin o çekirdek yapındır. Yani senin sen olmak için ihtiyacın olan bir parça da olsa kendindir. Kayboldukça insan kendine bir adım daha atar. Kaybolduğunda şunu bilmelisin: Hiçbir yol sana senden daha uzak değildir. Sen kendini bulursan yolunu da bulursun. O yüzden kaybolmak iyi bir şeydir.

   Aslında işin özü şu; kendimiz. 

   Her insan bulunmak, görünmek ve duyulmak ister. İnsanların seni bulmasından önce, senin kendini bulmaya ihtiyacın var. Kendini bulmak için de kaybolmaya…

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...